Bu İkiliye Dikkat: Şokopop ve 140journos
Paylaş

Türkiye’nin en derin magazin çukurunu birlikte kazmaya başlayan şokopop ve 140journos Watch & Party serisi ile Ocak ayında Studİo’da! “Bir Bacının Anatomisi Returns” ile başlayan seri sezon boyunca devam edecek.

Sizlerle 140journos’un şokopop ile gerçekleştirdiği röportajı paylaşıyoruz.

İşine duyduğun aşkı anlıyorum ancak sende dahası var; magazin dünyasının mitlerine, karakterlerine, skandallarına heyecanla bağlısın. Bu coşkunun kaynağı ne?

Çocukluk ve ilk gençlik dönemimi geçirdiğim ortam kuru ve siyah-beyazdı. 90’larda ülke siyasetinde yaşanan gerilimler, evin gündemini birebir etkilerdi dolayısıyla hep bir ciddiyet söz konusuydu. ailem keskin bir bakış açısına sahipti ve tüm bu şan-şöhret, şaşaalı hayatlar küçümsenirdi. gösterişe dair her şeyden nefret edilirdi. sanıyorum, ünlülerle duygusal bağ kurmamın sebebi yaşantılarının bana çok renkli görünmesi. yalnızca eğlenmek için yaşıyor, habire dans etmeye gidip, kulüp çıkışlarında görüntüleniyorlardı. en büyük kavgalarında bile ölüm-kalım meselesi yok, dünyayla barışıklar ve yalnızca kendi kafalarını yaşıyorlar. “e bu harika?” diye düşünür, hayranlık duyardım.

Bu durumda ünlü olmayı hayal ederek geçen bir çocukluk dönemini konuşuyoruz?

Evet, biraz öyle. ünlülere tanınan imtiyazlar da beni cezbediyordu. zeki müren ya da bülent ersoy, sosyal yaşamın içinde zorlanmalarına rağmen şov dünyasının içinde el üstünde tutuluyorlardı. gülben ergen için iddia edilen “eniştecilik” hikayeleri gerçek hayatta bir kadının ailesi tarafından dahi dışlanmasına sebep olabilecekken, toplum tarafından sahipleniliyordu. bu insanları istediklerini yapabilen süper kahramanlar gibi görüyordum. yaşadıkları dönemin gerçeklerine, örneğin faili meçhullere, dair tek bir söylem duyamazdınız. bolca boşvermiş, dertsiz bir hayat. Önce oyuncu olmak istedim, sonra haber spikerliği, daha sonra şarkıcı. bu esnada gerçekliğim şöyle yaşanıyordu; iü devlet konservatuarı çocuk korosu’nda şarkı söylüyordum, müjdat gezen tiyatro kursu’na gidiyordum. çabalıyordum yani 11–12 yaşlarımda ve şimdi, tanınmaya başladım. Maskeli ünlenme hali de epey tuhaf. geçen gün, ay sonunda düzenleyeceğimiz şokopop partisinin duyurularını gördüm. kim olduğum bir sır ama duvarda afişlerim var.

 

 

Çocukluğunda izlediklerinden bambaşka bir magazin yayıncılığı yaratmayı tercih ettin; varolanda gördüğün sorun neydi?

Türkiye’de yapılan magazin yayıncılığı insan zekasına hakaret ediyor. Olaylar tesadüfen gerçekleşmiş gibi bağlamdan uzak sunuluyor. ajda pekkan ve bülent ersoy kavga ettiyse bunun bir sebebi, hikayesi vardır. anlamamızı sağlayacak hiçbir anahtar noktayı aktarmıyorlar. Ahbap-çavuş ilişkisi üzerinden ilerleyen, samimiyetsiz bir yayıncılık. bugün tv programlarında hala aynı jingle’lar çalar, ünlülerin evine ziyarete gidilir, birileri kavga ederse yalnızca 1 tarafa söz hakkı verilir. sosyal medyadan da beslenemediler; en fazla ünlülerin görüntülerine thug life gözlükleri ekliyorlar ya da instagram story’lerini içerik olarak kullanıyorlar. gelişme gösteren tek alan, kadına bakış açısı olabilir. kadının taciz ya da benzer bir beyanı varsa, erkek ciddiye alınmıyor nihayet. geçmişte daima kadın için “elde edemeyip çirkeflik yapmıştır, kıskanıp iftira atmıştır” gibi yakıştırmalar yapılırdı. en çok da bu ikiyüzlü bakış açısına duyduğum öfke beni yaptığımı yapmak için tetikledi.

Dilimize pelesenk ettiğin “kavga, basitlik ve skandal”ın ilham verici bulduğun bir tarafı var mı?

evet, anlattığım insanlara saygı duyuyorum. yapmak istediğim onları rezil etmek ya da kirli çamaşırlarını ortaya dökmek değil, özellikle kadın ve queer figürler çok zor şartlarda kendilerini gerçekleştiriyorlar. kimi yöntemleri yozlaşmış görünse de köşe başlarını acımasız erkeklerin tuttuğu bu dünyada isimlerini var edip, ailelerine bakıp, çevrelerindeki insanlara iş alanları yaratmışlar. sahip oldukları statüye gelene kadar geçirdikleri süreci başarı hikayesi gibi değerlendiriyorum. Seren Serengil örneğin, kaçımız amerikan hastanesi’nde doğduk? Şanslı bir kadın, prenses gibi büyütülmüş ve olmayan sınıf sistemimizdeki farkını daima “ben sizden değilim” tavrıyla herkese dayatmış ancak seçimleri genelde hüsranla sonuçlanmış. Kötü evlilikler yaptı, çocuk sahibi olmak konusunda büyük travmalar yaşadı ve 20–30 kilo almasına rağmen geri döndü. “ne yaşarsan yaşa, dibin sonunda bir çıkış var”, bize bunu aktarıyor. Gülben Ergen, özel bir yeteneğe ya da güzelliğe sahip değil. Komşu kızında görebileceğimiz ortalamada fakat önüne çıkan imkanları manipüle ederek faydaya dönüştürmüş. Kariyerinin ilk on yılı neredeyse kimse tarafından bilinmemesine rağmen pes etmemiş. Bugün, toplumun beğenisini kazanmak için de olsa gücünü sosyal sorumluluk adına kullanabiliyor ki bunu oldukça yapıcı buluyorum.

 

 

140journos’la çalışmaya nasıl karar verdin?

Videoların her ayıntısını tek başıma hazırlıyordum ancak bir noktada yetişememeye başladım; ya ekip kuracaktım ya da bir ekibe dahil olacaktım. 140journos’un işlerini çok beğeniyordum özellikle parayı vuranlar serisi, 900’lü hatlar bölümüne bayılıyorum. Kafamız epey benzer çalıştığı için doğru bir eşleşme olacağını düşündüm. Nitekim ilk işimiz “gizli dosyalar: ilhan irem” videosunda, prodüksiyon ve kurgudaki nitelik gözle görülür biçimde arttı. Bunu ancak bir ekibin sağladığı farklı yaratıcı güçlerle edinebilirdim. “gizli dosyalar” ünlülerin inanç dünyalarıyla ilgili bir serii, bir sonraki isim: adnan oktar. Bu gibi dosyaları 140journos’ta, “kan davası” gibi içerikleri

Şokopop’ta yayınlamaya devam edeceğiz.

*Röportajın devamını 140Journos.com’da okuyabilirsiniz.

Röportaj: Dilan Karadağ / 140journos

Katkı Sağlayanlar: Larissa Saydı / 140journos