Bir konserden ötesi, tarihe tanıklık etmek...
Paylaş

Bir konserden ötesi, tarihe tanıklık etmek...

Fazıl Say’a bugünden değil de yüzyıl sonrasında bakmayı deneyerek başlayalım yazıya. Yıl 2179, teknoloji muhtemelen bizim tahayyül edemediğimiz seviyelere ulaşmış ama değişmeyen bir zevk var; o da müzik. Devasa büyüklükteki bir konser salonunda belki şu an bizim için tuhaf ama o dönem için şık giyimli insanlar, 21. yüzyılın en büyük bestecilerinden biri olarak kabul edilen Fazıl Say’ın Troya Sonatı bestesinin icrası biter bitmez orkestrayı ayakta alkışlıyor. Konserin ardından da insanlar Fazıl Say ile aynı devirde yaşayıp onu canlı dinleme fırsatına erişenleri ne denli kıskandıklarından bahsediyor. Bizim farkımız gelecekte o şanslı addedilecek olan insanlardan olmamız. Tıpkı bizim bugün Beethoven, Chopin, Brahms, John Lennon, Freddie Mercury gibi isimler için benzerini düşündüğümüz gibi…

21. yüzyıla hızlı bir dönüş yapalım. Fazıl Say, ismiyle, cismiyle, yapıtlarıyla sadece İstanbul, New York, Paris, Tokyo ya da Moskova’da değil, Anadolu’nun herhangi bir kasabasında da oranın insanının hayatına da bir anı bırakıyor. Belki de bu temas, yakın gelecekte adından söz edeceğimiz gençlere bir ilham oluyor. Bu temasın sonuçlarını yeni müzisyenlerin karşımıza çıkması şeklinde gelecekte yaşamamız muhtemel.

Fazıl Say’ı tarihte özel kılacak önemli yönlerinden biri yerelden evrensele uzanan çalışmalarının yanı sıra yaşama dair hemen hemen her konuda söyleyecek bir çift sözünün, yazacak iki satırının olmasıdır. Sanatçı duyarlılığı dediğimiz ya da bir insanı sanatçı mertebesine çıkaran ayrıntı burada gizli olsa gerek.

 Bir harika çocuk olarak eğitiminin bir bölümünü yurt dışında aldıktan sonra Türkiye’ye dönen ve o yerelden evrensele uzanan öyküde Nasrettin Hoca’dan Hezarfen Ahmet Çelebi’ye, İstanbul’dan İzmir’e, Sultanahmet’ten Kapalıçarşı’ya bu toprakların isimlerini ve kentlerini yerel renkleri evrensel müzikle buluşturarak bir Şangaylı ya da Los Angeleslı sanatsevelere dinletiyor.

Türk şairlerin şiirlerinden oluşan besteleri, çocuklar için yaptığı eserlerin yanı sıra Fazıl Say, Mozart’ın tüm piyano sonatlarını ve Chopin’in noktürnlerini dinleyiciyle buluşturarak tarihe bir not düştü. Elbette buna Haydn ve Stravinsky’nin besteleri için yaptığı yorumları da ekleyebiliriz. Meraklıları için bu yapıtların basılı hali elbette büyük öneme sahip ama gelinen noktada tüm bu çalışmalara dijital platformlardan yasal bir şekilde erişmek de oldukça kolay.

Bu yazıyı yazmadan epey önce Fazıl Say’ın “Akılla Bir Konuşmam Oldu” ve “Yalnızlık Kederi” isimli iki kitabını okumuştum. Kitapları sırayla okurken içimden keşke Beethoven veya Schubert’ten de bize böyle çalışmalar kalsaydı diye düşündüm. Bir müzisyenle özdeşlik kurabilmenin en iyi yollarından biri yazdıklarına göz atabilme fırsatını yakalamaktır. Neyse ki Fazıl Say bize ve bundan yıllar sonra doğacak nesillere bu fırsatı verdi.

Yedi yıldır başta İstanbul olmak üzere farklı yerlerde Fazıl Say’ı canlı dinleyen biri olarak buna bir yenisini 3. PSM Caz Festivali kapsamında sahne alacağı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde ekleyeceğim. Diğer Fazıl Say konserlerinden de artık aşina olduğumuz üzere konser biletleri çoktan tükendi. Konserin içeriğine değinmeden önce akıllarda yer açan birkaç soruyu da herkesi düşündürmesi için ortaya bırakmak isterim. Hani, Türkiye’de klasik müzik dinlenmiyordu?  Klasik müzik dinlenmiyorsa neden Fazıl Say’ın tüm konserlerine ait biletler günler öncesinden tükeniyor? Yoksa Fazıl Say klasik müziğin içinde biri değil mi?

Konsere dönecek olursak; 12 Mayıs akşamı Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek olan konserde Fazıl Say, şiirin büyük ustalarına ait dizelerden bestelediği eserleri Seranad  Bağcan’ın yorumuyla, salonu dolduran müzikseverlere ulaştıracak. Bu şarkılar arasında Orhan Veli’den Metin Altıok’a, Nazım Hikmet’ten Attila İlhan’ın dizelerine yapılan bestelerden oluşan bir seçki yer alacak. Konseri özel kılan bir diğer yönüyse İzmir Belediyesi’nin kuruluşunun 150. yılı şerefine Fazıl Say’ın bestelediği İzmir Süiti’nin de çalınacak olması. Bu eser Fazıl Say’ın Opus 79’u olma özelliği de taşıyor. 7 kısımdan oluşan İzmir Süiti’nin bölüm isimleri de oldukça dikkat çekici. “Körfez Dalgaları”, “Brahms İzmir’de”, “Kordon’da Sessiz Sabah”, “Chopin İzmir’de”, “Urla Şiiri”, “Rahmaninov İzmir’de” ve Final bölümlerinden oluşan bu süit, İzmir’in karakteristiğini vurguluyor. Üstelik bunu yaparken de bir yandan Brahms, Chopin ve Rahmaninov gibi büyük bestecilere de bir selam göndermeyi ihmal etmiyor. İstanbul için bir senfoni bestelemiş olsa da gelecekte olası bir süit çalışmasında bu kente yolu düşen Liszt ve Çaykovski’ye dair dokunuşlar hissetmek heyecan verici olur.

Son söz olarak gelecekte tarihi birer an olarak kaydedilecek bu ve bunun gibi bir Fazıl Say konserinin bir parçası olmak hayata “anı biriktirmek” gözüyle bakanlar için mutlaka tanıklık etmeleri gereken bir olay. Şimdi telefonlarınızı bırakın ve bu tarihi anın tadını çıkarın.